Rusya’nın Yeni Dış Politika Konsepti

Güney Osetya’daki gerilim, bütün dünyanın gözünün yeniden Rusya’ya çevrilmesine neden oldu. Başta ABD ve diğer Batılı ülkeler olmakrf arması üzere bütün dünya, bir anda ortaya çıkmış gibi görünen bu gerilimin nedenlerini ve akıbetinin ne olacağını tartışmaya başladı.

Şubat 2007 yılında dönemin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ABD’yi ve tek kutuplu dünya sistemini eleştirdiği konuşması geniş yankı uyandırmış ve bazı uzmanlar tarafından yeni soğuk savaşın ilk işareti olarak yorumlanmıştı. Özellikle Putin’in göreve geldiği günden bu yana Rusya’nın yeniden eski gücüne kavuşması için çalışmanın Rusya’yı idare edenlerin en önemli amaçlarından birisi haline geldiği biliniyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasını 20. yüzyılın en trajik olaylarından biri olarak gördüğünü her fırsatta dile getiren Putin, Rus halkının en büyük amacının bu yenilmişlik duygusundan kurtulup büyük Rusya’yı yeniden oluşturacak bir dinamizme kavuşması olduğunu düşünüyordu.

Bu düşüncenin sadece Putin’e ve Rusya’yı yönetenlere ait olmadığı, toplumun birçok kesimi tarafından güçlü Rusya hayalinin canlı tutulduğu da Rusya’yı yakından takip edenlerin gözlemlediği bir gerçekti. Gürcistan, Ukrayna, Kırgızistan gibi ülkelerde gerçekleşen turuncu devrimler, NATO’nun yayılma çabaları, füze kalkanı projesinin Doğu Avrupa’da uygulanma teşebbüsleri, Kosova’nın bağımsızlığının tanınması gibi olayların Rusya tarafından bir meydan okuma olarak algılandığı biliniyordu. Batı tarafından atılan bu adımlar, Rusya’da soğuk savaşın son vuruşları olarak algılanıyor ve bu sürece bir şekilde karşı koyulması gerektiği birçok kesim tarafından dile getiriliyordu.

Kafkasya’daki gerilimi, bu sürecin doğal bir sonucu olarak gördüğümüzde meselenin Kafkasya’nın sınırlarını aştığını ve Rusya’nın yeni bir döneme girdiğini, dünyayı da soğuk savaş parametrelerini değiştirmek zorunda kalacağı bir dönemin eşiğine getirdiğini görürüz. Wall Street Journal’da Lindsey Graham ve Joe Lieberman’ın yazdığı gibi (26 Ağustos 2008), Gürcistan’daki çatışmalar Avrupa’nın bir ucundaki küçük bir demokrasiye yönelik değil dünya düzenine karşı bir meydan okumadır. Batılı yayın organlarının birçoğunda aynı anlama gelecek yayınların yapıldığını görüyoruz. Kimi Rusya’yı, uluslararası terörizm gibi küresel problemlerle elbirliği ile uğraşılması gereken ve demokrasinin bütün dünyada kök salması için çalışılmasının zorunlu olduğu bir dönemde emperyal hayaller kurmakla itham ederken, kimi de Batılı devlet adamlarının SSCB’nin dağılışını izleyen yıllarda başlayan ve Rusya’yı her fırsatta aşağılayan çabalarının Rusya’nın bugüne gelmesine neden olduğunu dile getiriyor.

Rus medyası da Güney Osetya işgalinin ardından Rusya’nın yeniden büyük bir güç olma yolunda ilerlediği yönünde haberlerle dolup taşıyor. Bulgaristanlı kahin Vanga’nın “Rusya’ya güvenin, bütün yıkımlardan sonra Rusya yeniden büyük bir güç olacak ve bunu Vladimir yapacak” şeklindeki kehanetleriyle de süslenen bu haberlerin, Gürcistan’daki olayların Rus toplumsal bilincinde, Sovyet sonrası dönemin en ciddi jeopolitik hesaplaşması ve Rusya’nın yeniden ayağa kalkması şeklinde algılandığını gösteriyor. Özellikle NATO, AB ve ABD’nin Gürcistan’a destek konusunda aciz kaldığı ve Rusya’nın eski Sovyet ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyaya geri dönüş mesajı verdiği en çok yapılan yorumlar arasında.

Tam bu noktada, Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev tarafından geçtiğimiz günlerde onaylanan yeni ‘dış politika konsepti’nin ne anlama geldiğinin değerlendirilmesi gerekiyor. Yeni dış politika konseptinin en göze çarpan tarafı Rusya’nın küresel ölçekteki sorunlar karşısında doğrudan müdahil olma yolunu seçeceğinin işaretlerini taşıyor olması. Başta ABD olmak üzere, Avrupa ve genel olarak belgedeki ifadesi ile “Rusya’yı durdurmaya çalışan ve küresel süreçler üzerindeki tekelini kaybeden Batı” ile hesaplaşma arzusu kendini hissettiriyor. Tek kutuplu dünya sisteminin ve tek taraflı müdahalelerin sorunların çözümünde bir yarar sağlamadığı gibi yeni bir silahlanma yarışını da tahrik ettiği ve Rusya’nın bu yarışa katılmak niyetinde olmadığı ifade ediliyor.

Genel olarak bakıldığında yeni dış politika stratejisi, Medvedev döneminde Rusya’nın çok daha iddialı ve saldırgan bir siyaset izleyeceğinin işaretlerini taşıyor. Yeltsin ve Putin dönemlerinde hazırlanan dış politika konseptlerinin aksine Medvedev döneminin dış politikası, Rusya’nın dünya düzenindeki gelişmelere büyük bir güç olarak müdahil olma misyonuyla hareket edeceği ve tek kutuplu dünya sisteminin artık geçerliliğini yitirdiği söyleminden hareket ediyor. NATO benzeri askerî ittifakların dünyadaki sorunların çözümünde gerekli rolü oynayamadığının ifade edildiği konsept metninde, Birleşmiş Milletler’in uluslararası sorunların çözümü için meşru aktör olarak kalması gerektiğinin altı çiziliyor.

NATO’nun genişlemesi ile ilgili çabalardan duyulan rahatsızlığın da özel olarak dile getirildiği bölümde şu ifadeler yer alıyor: “Rusya, NATO ile ilişkilerini, birliğin eşit bir partnerliğe dayalı ilişkiye hazır olması ölçütüne göre oluşturacak ve NATO üyelerinin Rusya-NATO anlaşması çerçevesinde hareket ederek kendi güvenliklerini Rusya’nın güvenliğine rağmen sağlamak gibi bir yolu benimsemeyeceklerine dair attıkları imzaya uygun hareket etmeleri şartını arayacaktır. Rusya, NATO’nun genişlemesine olumsuz yaklaşmaya devam etmekte, Ukrayna ve Gürcistan’ın birliğe alınmasına, ayrıca NATO teçhizatının Rus sınırlarına doğru yaklaşmasına karşı çıkmaktadır. Bu gelişmeler Avrupa’da yeni sınırların oluşmasının önünü açmakta, çağdaş sorunlara karşı ortak mücadele azmini baltalamaktadır.”

Yeni konseptin uygulaması aşamasında baş gösterebilecek sorunlar da bir yandan tartışılmaya devam ediyor. Bu bağlamda, Rus diplomasisinin ve dışişleri bürokrasisinin yeni konseptle uyumlu bir çalışma yöntemi benimsemeleri isteniyor. Rus basınında yer alan bilgilere göre, Devlet Başkanı Medvedev, dış politika konseptini dışişleri mensuplarına anlatmak için diplomatlarla bir toplantı düzenledi. Bugüne kadar yumuşak ve ılımlı üslubuyla dikkat çeken Medvedev’in bu toplantı sırasında başka bir yüzünün de var olduğunu gösterdiği, toplantıya katılan katılımcılar tarafından ifade ediliyor. Toplantıyla ilgili bilgi veren katılımcılar, bugüne kadar Medvedev’i hiç bu kadar sert bir üslupla konuşurken görmediklerini ifade ediyorlar.

Diplomatlara seslenirken Medvedev, Rusya’yı hedef alan saldırılara karşı koymada inisiyatif kullanmalarını ve agresif bir tutum içinde olmalarını istiyor. Rusya’yı ilgilendiren tartışmalarda uluslararası hukuk ve nükleer kalkan konularını başlıca argüman olarak kullanmaları gerektiğini söyleyen Medvedev, Rusya’yı eleştirmeye cesaret edenlere karşı Rus büyükelçilerinin operasyonel bir tavır takınmaları ve anında bunlara karşı gerekli cevapları vermeleri talimatını veriyor ve Gürcistan konusunda da diplomatları yeterince tepki göstermedikleri için eleştiriyor.

Rusya’nın bu iddialı söylemlerinin ilk uygulamasını Gürcistan’daki atağıyla görmüş olduk. Önümüzdeki dönemde başta Kırım üzerinden Ukrayna ile ilgili benzer bir gerilim yaşanır mı? Bunu hep birlikte göreceğiz.

3 Eylül 2008-Zaman Gazetesi

http://www.zaman.com.tr/yorum_yorum-orhan-gazigil-rusyanin-yeni-dis-politika-konsepti_733344.html

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s