İRLANDALI DESTANI ve LİNÇ KÜLTÜRÜ

irlandalıArtık dilimizde “İrlandalı” sözcüğünün bize özgü bir anlamı var. Bundan sonra hepimiz İrlandalı sözcüğünü duyduğumuzda tek başına onlarca kişiyi yumruklarıyla yere seren Kuveyt kökenli İrlanda vatandaşı Muhammed Fadıl Dobbus’u, uçuşan sandalye ve sopaları, yediği yumruklarla yere serilen esnaf kılıklı haydutları hatırlayacağız.

Bu olaydan birkaç gün sonra İstanbul’da bir otobüs hattının çalışanları, kendi mıntıkalarında çalışmaya başlayan ve içinde yolcuların bulunduğu bir minibüsün önünü kesti ve camlarına taş ve sopalarla saldırdı. İçerideki yolcular “Bizim suçumuz ne?” diye bağırıyor ve başlarına geleni anlamaya çalışıyorlardı. Kitlenin zapt edilemeyen hıncına maruz kalan herkesin sorduğu bir soru bu. Güruhun öfkesi, bireylerin öfkesinin toplamı gibidir ve çoğunlukla suçlu ile suçsuzu ayırmadan karşısına çıkanı vurmayı amaç edinir.

AYNAYI KENDİMİZE TUTMUYORUZ

Türkiye’de uzun zamandır siyaset, bütün toplumsal sorunların üstünde bir anlama büründü. Siyaset, toplumsal sorunları konuşan ve bunlara çözüm üreten bir araç gibi görülmekten çıktı ve toplum, kendi meselelerini bir yana bırakarak siyasetin sorunlarını konuşmaya başladı. Siyaset dışı kurumların da bu koroya katılmasıyla birlikte ülke büyük bir siyaset arenasına dönüştü. Varsa yoksa siyasilerin hallerini, fazilet ve kusurlarını konuştuğumuz, aynayı kendimize tutmaktan kaçındığımız bir körlük halindeyiz. Toplumsal nefs-i emmaremizin “Suç bende değil, ötekinde” diyerek kendini sürekli aklamaya çalışan sinsi ayartıcılığına kapılmış görünüyoruz. “Masum değiliz hiç birimiz” şarkısını dinleyerek büyümüş olsak da masumiyet karinesini hep kendimizden yana yorumlama yolunu seçiyoruz. Başkasının hep kötü, hep hatalı ve hep ayıplı olduğu bir dünya tasavvuruna sahibiz. Oysa bütün toplumlar insanlar gibi birçok kusura ve zaafa sahiptir. İnsan nasıl terbiye edilebilen bir varlıksa, onun oluşturduğu toplum da terbiyeye muhtaçtır. Bu zaafları ve kusurları görmezden gelmek, dahası onları kutsamaya kalkışmak ise toplumun felaketini hazırlamaktır.

İBRETLİK BİR OLAY

İrlandalı, “başka ülkelerde de kavga ettiğim olmuştu ancak hiçbir yerde böyle bir kalabalığın ve silahlı kişilerin saldırısına uğramamıştım” diyor. Yani linçin tadına ilk kez Türkiye’de bakmış. Sporcu olmasaydı ve saldıranlara güç yetiremeseydi muhtemelen haberlere başka şekilde çıkacak ve “turizm zaiyatı” olarak kayıtlara geçecekti. Esnaf görünümlü haydutlar da arkasından “namusumuza dil uzattı, içki satmadığımız için bize saldırdı” gibi hamasi sözlerle adamı neden linç ettiklerini bize anlatmaya çalışacaklardı. Biz de inanacaktık. Mahalle dolusu esnafın, bir yabancının üzerine onlarcası bir olup ellerinde sopalarıyla saldırması için gerçekten de ciddi bir neden olması gerektiğini var sayacaktık. Onlar da bizi kandırabilmiş ve ikna edebilmiş olmanın mutluluğu ile kendilerine yeni kurbanlar arayacaklardı. Ancak Allah bu defa linç tutkunlarına fırsat vermedi. Ummadıkları taş başlarını yardığı gibi, bütün ülkenin hatta dünyanın diline düştüler. Şimdi gazete ve televizyonlara beyanat vererek durumu kurtarmaya çalışsalar da yedikleri dayak ibretlik bir olay olarak hafızalarımıza kazınmış oldu.

LİNÇ KÜLTÜRÜNDE TEHLİKELİ YÜKSELİŞ

Bu olay münferit bir vaka olsaydı, görüntüleri izleyip eğlenmekle yetinebilirdik. Ancak bunun münferit bir şey olmadığının hepimiz farkındayız. Ülkenin her yerinde suçlu suçsuz ayrımı yapmadan kitlesel saldırılarda bulunmak toplumsal bir davranış biçimi olmaya doğru yol alıyor. Sözlüsünden fiilisine her türlü linç büyük bir iştahla icra ediliyor.

Bunun tarihsel kökenleri, sosyolojik bir olgu olarak neden ortaya çıktığı uzun uzun tartışılabilir. Nihayetinde linç, sadece bizim ülkemizde meydana gelen bir şey değil. Toplumsal öfkenin kontrol edilemediği her dönemde yaşanan bir olgu bu. Bugün Türkçe bir kelime gibi kabul ettiğimiz “linç” sözcüğü bile ABD’li bir yargıcın soyadından geliyor. Suçluları mahkemesiz infaz etmeyi meşru kabul etmesi ile ünlenmiş bir hukuk adamı. Onun uygulamaları zamanla “Linç Kanunu” adıyla anılmaya başlandı ve birçok dilde linç sözcüğü kitlesel öfke ile insanlara zarar vermenin ortak adı oldu. Savaş ve iç karışıklığın yaşandığı dönemlerde, hukukun görevini yapamadığı zamanlarda bu tür şeyler kargaşa halinin doğal bir sonucu olarak kabul edilir. Ancak bugünün Türkiye’sinde bu pratiğin bu denli yaygınlaşması, toplumun her meselede eline geçirdiği değnekle sokağa fırlayıp birilerini linç etme hevesine kapılması çok garip.

İyi ki İrlandalı misafirimiz dişli çıktı da bu işe yeltenenlerin birkaç dişini döküp hepimize bir ders verdi. Esnafımızın “insan gibi değil beton gibi vuruyordu” diye anlattığı o anları izlerken hepimizin içten içe sevinmesi ve ülke olarak esnafımızın yanında değil de İrlandalının yanında yer almamız da toplumun vicdanlı ve insaflı çoğunluğunun kitlesel saldırganlığa karşı duyduğu tepkinin bir yansıması oldu.

http://www.yenisafak.com/hayat/irlandali-destani-ve-linc-kulturu-2239182

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s