Suriyeli Fobisi

Suriyeli suriyeli çocukbir çocuk dövüldü. Daha doğrusu Suriyeli çocuklardan sadece birinin dövüldüğünü gazetelerdeki haberden öğrenmiş olduk. Görmediğimiz, haberini alamadığımız kim bilir daha neler oluyordur.

Sokaklarda dilencilik yapan, mendil satan, arabalarını camlarını silen binlerce Suriyeli çocuk var. Bu görüntü artık hayatımızın olağan görüntülerinden biri haline geldi. Sayısı milyonları aşan Suriyeli muhacirlerin az bir kısmı devletin açtığı kamplarda barınma imkanı bulabildi. Buralarda kalanlara mülteci veya göçmen yerine “misafir” deniliyor. Ülkelerinden kaçarak topraklarımızda hayata tutunmaya çalışan ve bir gün ülkelerindeki savaş bittiğinde evlerine geri dönecek olan misafirler bunlar. Kamplarda kalan çocuklar, kendileri için açılan kreşlerde ve okullarda çocukların yapması gereken şeyleri yapıyorlar. Oyun oynuyor, ders çalışıyor, resim çiziyorlar. Bakışları kırgın ve mahzun da olsa bir çocuk gibi gülmeye devam ediyorlar. Birkaç ay önce ziyaret ettiğimiz Nizip’teki konteyner kentte bu çocukların gözlerinde tebessümün izlerinin hala silinmediğini görmüştüm.

Oysa kamplarda barınabilenlerin birkaç katı çocuk, ailelerinin büyük şehirlerin varoşlarında yerleştikleri evlerde, ev bulamayanlar ise çadırlarda, barakalarda ve metruk inşaat alanlarında yaşıyor. Anadolu’nun belki de bütün şehirlerinde Suriyeliler, varoş semtlerinin yeni sakinleri haline geldiler. Bu insanların nasıl geçindikleri ve ne ile yaşadıklarına dair ne sorularımız ne de cevaplarımız var. Oysa, her ne kadar sormasak ve merak etmesek de bu insanlar her gün hepimizin gözü önündeler. Yürüdüğümüz bir sokağın kaldırımında iki büklüm oturmuş, elinde “Suriya” yazan bir kağıtla dilenmeye çalışan bir kadın, küçük ellerine sığdırabildiği kadar mendili, etraftan geçenlere satmaya çalışan ya da kavşakta duran arabamızın camını silmek için koşturan ve “Suriya, Suriya” diyerek yardım isteyen kirli yüzlü çocuklar olarak gözümüzün önündeler.

Suriye’deki savaş yakın zamanda sona erer mi ermez mi bilemeyiz. Suriye meselesi dünya siyasetinin kilitlenme noktalarından biri haline geldi. Anahtarları birçok ülkenin elinde olan ve hepsinin aynı anda anahtarı çevirmesi ile ancak açılabilecek bir kilit bu. Görünen o ki bu kilidin açılması daha uzun zaman alacak.

Siyasetin sorun çözme sanatı olduğuna dair yaygın bir kanaat var. Oysa çözülmek zorunda olan sorunların birçoğu da ne yazık ki yine siyasetin eseridir. Yerel veya küresel sorunların bir çoğu, siyasi hesapların ve dizayn çabalarının sonucudur. Birbirinden çok farklı oyuncuların, kendi menfaatleri ve hesapları ile yukarıda yürüttükleri her oyunun ise aşağıda yıkıcı yansımaları oluyor. Bir kere bozulduktan ve yıkıldıktan sonra toparlanması ve yapılması gittikçe zorlaşan bir döngünün içine giriliyor. Bu noktadan sonra siyaset anlamını yitiriyor, insanların birbiri ile baş başa kaldığı bir süreç başlıyor. İnsanın insanla baş başa kaldığı an ise düşündüğümüz kadar tekin olmayan, iyi ile kötünün, acımasızlıkla merhametin birbirine kolaylıkla karışabileceği bir alanı oluşturuyor.

Suriye meselesinde de böyle bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. Bizler hala bu işin siyasi sorumlusunun kim olduğunu veya bu sorunu nasıl bir siyasetle çözebileceğimizi tartışırken binlerce insan, acılarını ve kaybolmuş ümitlerini de yanlarına alarak ülkemize gelmeye devam ediyor. Rejim güçlerinin veya muhaliflerin artık sıradanlaşan saldırı veya püskürtme haberlerini dinlediğimiz her saatte, sırtındaki acıyla beraber sınırlarımızı geçen insanların sayısı da artıyor. Hiçbirini tanımadığımız bu insanlar, ülke, sınır, devlet, toprak, egemenlik gibi kitabi kavramların hepsini silercesine yeryüzünün genişliğinde bir yer bulmaya, kendilerinin ve çocuklarının canlarını kurtarmaya çalışıyorlar. Biz kendimizin ev sahibi, onların ise misafir olduğunu düşünüyoruz. Oysa onlar, canlarını kurtarabildikleri her yeri kendi evleri gibi görüyorlar. Biz bu insanların evimizde ve rızkımızda gözü varmış da buraya ondan gelmişler gibi “her yer Arap doldu” diyoruz. Onlar ise ölmedikleri ve bir parça ekmek bulabildikleri her günü nimet olarak görüyorlar. İçten içe, bizim gibi olmadıklarını, bizden farklı olduklarını düşündüğümüz bu insanlarla baş başayız artık. Bizim ev sahibi, güç sahibi, vatan sahibi olduğumuz bir zamanda bu insanları güçsüz, evsiz ve vatansız olarak yanı başımızda ve içimizde bulduk.

Ankara’da konuştuğum bir taksici, “bunlar korkak. Ülkelerini savunmak yerine buraya geliyorlar” demişti bir kahraman edasıyla. Bir başkası da, “kadınları kızları 10 liraya fuhuş yapıyor. bunlar ahlaksız” demişti. 10 liraya bu kızlarla fuhuş yapmak için sıraya giren erkekler başka bir ülkenin erkekleriymiş gibi. Başına felaket gelmemiş insanların rahatlığı böyle oluyor. En kestirme yoldan “onlar kötü, biz ise iyiyiz” diyerek mesele kapatılabiliyor.

Bu mazlumlara karşı, insanlığın gereği neyse ona göre davranan insanlarımızı tenzih ederim. Ancak televizyonlarımız, ve gazetelerimiz işin hala siyasi boyutu ile uğraşırken, semtlerimizde ve mahallelerimizde Suriyeli komşularla ilgili başka bir gündemin oluştuğu da bir gerçek. Bu komşular bazısı için ucuz işgücü oluşturan bir imkan anlamına geliyor. Bir başkası tarafından, ucuza çalışmayı kabul ettiğinden için, işini elinden alan bir rakip olarak algılanıyor. Bazı şehirlerde Suriyeli kadınların ikinci eş olarak Türk erkekleri ile evlenmesinin aile dramlarına sebep olduğu konuşuluyor. Bu sorunlar halk arasında dilden dile yayılıyor. Devlet kurumlarının, STK’ların ve medyanın bu konuda doğru toplumsal kanaatleri oluşturamadığı süreçte, halk arasında “Suriyeli fobisi”ni doğurabilecek bir algı oluşuyor. Özellikle yaz aylarında bazı şehirlerde Suriyelilerin yaşadığı semtlerin yerel halk tarafından basılması gibi olaylar da yerleşen bu kanaatlerin birikimi ile ortaya çıkıyor. Bir kere, “bunlar ülkemize geldiler ve her şeyi bozdular” algısı yerleşince mendil satan bir çocuğu dövmek veya “Suriyeli defol” eylemi yapmak da normal bir şey haline gelebiliyor. Suriyelileri Türkiye’den göndermeyi siyasi bir vaat olarak dillendirebilen politikacıların varlığından daha acı olan ise, toplumda böyle bir vaadi duymak isteyenlerin hiç de az olmaması. İnternette video paylaşımı yapan sitelere “Suriyeli çocuk” veya “Suriyeli gerginliği” yazınca ortaya zengin bir görüntü arşivi çıkıyor. Tekbir nidaları ile Suriyelilerin evlerinin basıldığı kitlesel eylemler, “hepsi defolup gitsin” diye bağıran kadınlar, “bu kadar yabancının ülkemizde ne işi var” diyen esnaf… Bütün bunlar bizim ülkemizde oluyor. Tarihimiz, medeniyetimiz, kadim değerlerimiz gibi büyük sözlerin günde bin kere tekrar edildiği bizim ülkemizde.

Avrupa’daki İslamofobiden şikayet ederken kendi içimizde başka bir fobi yeşeriyor. Avrupalılar için Müslümanlar yabancıdır. Müslümanlara karşı tarihsel referansları olan bir nefret zemini vardır. Dolayısıyla Avrupa’nın İslamofobik olması bizi şaşırtacak bir şey değildir. Ancak, aynı dini inancı, aynı tarihsel ve kültürel değerleri paylaşan komşu bir ülkeden gelerek içimizdeki komşular haline gelen insanlara karşı Türkiye’de bu duyguların yayılması hayra alamet değil. Böyle bir gidişatın sonu da hayır değil…

http://www.yenisafak.com/hayat/suriyeli-fobisi-2204795

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s