Kutadgu Bilig’de Devlet Dersleri.

Devlet nedir? Kimdir? Nasıldır? Neye benzer?

Özellikle devlet geleneği güçlü toplumlarda bir kavram olarak devleti tartışmak, onu anlamaya çalışmak ciddi bir uğraşıdır. Devlet hepimizin hayayusuf has hacibtını kuşatan bir şey olduğuna göre onun görünen ve kurumlar şeklinde karşımıza çıkan yönünün dışında, insanların tarih boyunca ardında koştuğu ve elde etmek için uğraştığı “Devlet”in ne olduğunu anlamak gerekiyor. Bir büyüğümüzün tabiri ile “devletin ruhunu” anlamak. Çünkü ruhu anlaşılmadan devlet ile kurulan her ilişki “elde etme”, “sahip olma” gibi arzularla şekillendiğinden sonu hem devleti idare edenler hem de idare edilenler için hüsranla biten bir maceraya dönüşüyor.

Devletin ruhunu ve derinliğini idrak edemeyenler ellerine kurumları ve hükümetleri idare etme “saadeti” verildiğinde “artık devlet biziz” diye düşünmeye başlarlar. Kendileri buna inandıktan sonra, başkalarını da inandırmaya ve “devlet olma”nın, sahip oldukları talimat verme yetkisi olduğunu varsayarlar. Oysa “devlet benim” diyen herkes sonunda bu iddiasının bir vehimden ibaret olduğunu anlar ve ellerinde tuttuğunu zannettiği devlet kuşunun başka ellere konmak üzere nasıl uçup gittiğini görmek zorunda kalır.

Devletin ruhunu anlamamıza yardımcı olacak eserlerin başında büyük bilge Yusuf Has Hacib’in, ölümsüz eseri Kutadgu Bilig gelir. Kutadgu Bilig’i “devlet” kitabı gibi okumak gerekiyor. Yusuf Has Hacib’in, Müslüman Türklerin ilk devleti olarak bilinen Karahanlı devletinin hangi makamlarında görev aldığını bilmiyoruz. Eseri ile zahir olan, kendi ise batında gizlenmiş bu devlet filozofunun Kutadgu Bilig’in her satırında duyulan cümleleri aradan geçen bin yıldan uzun zamana rağmen devletin ruhunu ve hikmetini kavramak için bize ışık olmaya devam ediyor.

-Kutadgu Bilig’de, devlet ile saadet sözleri eş anlamlı olarak kullanılıyor. Saadet oku kime isabet ederse devlete ulaşan da o oluyor. Devleti  “elde etmek” herhalde birçok insanın en büyük hayalidir. Devlet elde edildiğinde hem zenginlik ve servete ulaşılacağı hem de dünyaya arzu ettiği gibi nizam verileceği düşünülüyor. O yüzden tarih en çok bu saadete ulaşmak için verilen mücadeleleri yazıyor.

Oysa devlet kimsenin eline geçmeyi sevmez. Kimin ellerine teslim olacağını kendisi seçer. Zorbalıkla elde edilebilir, ancak zorbalıkla elde tutulamaz.

-Devlet değişmeyen, dönüşmeyen, kendisini birilerinin eline sorgusuzca teslim eden bir şey değildir. Durağanlığı sevmez. Sürekli yenilenmek ister. Oysa onu elinde tutanlar onu kendilerine uygun bir kalıba sokmak ve onu dondurmak isterler. Devlet dondurulamaz. Muhakkak bir yerden kayıp gider.

-Devlet dönektir. Hem yapar hem bozar. Bir de kararsızdır. Bıkarsa çabucak kaçar. Yaptığına neden yaptın, bozduğuna neden bozdun demenin faydası yoktur. Onun tabiatı böyledir. Yapması da bozması da kendisi içindir. Aklı başında olan neden yaptın veya neden bozdun demez. Yaparken yapılmaya, bozarken bozulmamaya çalışır.

-Devlet sahibi olmak topun üzerinde oturmak gibidir. Top nasıl ki düz yerde yuvarlanır ve el değiştirirse devlet/saadet de öyledir. Üzerine oturan illa ki bir gün yalpalar ve top altından kayıp gider. Kayıp gidince başkası eline geçirir ve bir süre de o üzerinde oturur. Siyasetle uğraşan, devlete sahip olma hayali kuran herkesin gözü devletin ihtişamı karşısında kamaşır. Onu elde edince bir daha kaybetmeyeceğini düşünür. Yanılır. Çünkü insan “yalnguk” yani yanılandır.

-Saadet güneşi üzeri
nde parlamaya devam eden bir devlete kafa tutan ızdırap içinde yok olur. Onu ezmek isteyenin kendisi ezilir. Devleti vurmak isteyen kendisi vurulur. Devlete boyun eğen arzusuna ulaşır. Çünkü devlet, bütün güçlerin toplamıdır. Bütün hilelerin, oyunların ve tuzakların da toplamıdır. Ona karşı kalkan baş bir gün ya boyun eğer ve devlete dahil olur, yada bedeninden ayrılır ve yok olur.

-Devletin kusuru dönek olmasıdır. Kendine hep taze ve yeni şeyler seçer. Yıpranmış ve eskimiş olanı sevmez. Yıpranmış olana tahammülü yoktur. Yeni olan da bir gün eskir. O zaman devlet elbise değiştirir. Kendine yeni binici bulur. Yeni bir kılıç kuşanır. Eskiyen şey devleti bunaltır, yorar ve döneklik hissini daha da tahrik eder.

-İnsan kimi severse onun kusuru fazilet gibi görünür. Kimi de sevmezse onun fazileti kusur gibi görünür. Bu yüzden devleti idare edenin, yönettiklerinin sevgisini kaybetmemesi gerekir. Sevimsiz hale gelenden devlet uzaklaşır. Devlet, sevilmeyen birinin elinde kalmak istemez.

-Uzun süre hüküm sürmek isteyen, kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalıdır. Kanun ile ülke genişler ve dünya düzene girer. Zulüm ile ülke eksilir ve dünya bozulur. Devleti sonsuza kadar elinde tutmak mümkün değil ancak bu süreyi uzatmak mümkündür. Bunun da yolu adalet ile hükmetmekten geçer. Adalet tahrip edildiğinde devletin omurgası kırılmış olur. Bundan sonra hiç bir şey onu ayakta tutamaz.

-Beylerin evine karşı (saray) denir. Bu yüzden bu saray içindekiler her vakit birbirlerine karşı gelirler. Saray kapısında birbirini çekememek çok olur. Nerede çekememek varsa orada kavga eksik olmaz. Birbirine karşı gelmenin sebebi, devlet saadetinden elde edilen nimetlere kimin daha çok sahip olacağı kavgasıdır. Bu kavga hiç sona ermez.

************************************

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s